"Toklar için restoran" mottosuna dayanan 10 bölümlük yeni Tabii dizisi Leyla Hâli en sevdiği baharatı felsefe olan genç bir şefin mutfağına açılır. Onu çocukken yetimhaneden alıp evlat edinen hala dediği manevî annesinin ölümüyle yapayalnız kalan Leyla, halasından ona meyve hali içinde yer alan atıl durumdaki küçük bir restoranın ve üç milyonluk bir borcun miras kaldığını öğrenince gözünü karartır ve arkadaşlarını da gaza getirip meyve halinin göbeğinde bir restoran açar. Plan restoranı işletip borcu kapatmak! Olmayacak iş de değil gibi; hal çok işlek, gelen giden çok, Leyla da çok maharetli. Ama bir sıkıntı var. Leyla'nın restoranında yalnızca "toklar" yemek yiyebilir!
Halası sağken en büyük hayali olduğu hâlde Leyla'nın restoran açmasına hiç izin vermez. Çünkü Leyla farklıdır, hayal aleminde yaşayan, dünyanın kirletemediği bir ruhtur. Dünyanın "aç"larını doyurmaya Leyla'nın gücü yetmez, onlarla ilişkiye girdikçe Leyla'nın mayası da bozulacak, hırpalanacaktır. Halası bu bir yerde haklı, ama kesinlikle fazla kontrolcü tavırla Leyla'yı sağlığı boyunca bir fanusa hapseder. Başta halanın bu tavrının yanlışlığı ve aslında gerçek bir çözüm bile olmayışı besbelli olsa da, esasında biz izleyiciler henüz Leyla'yı hala kadar iyi tanımadığımızdan peşin hükümlülük ederiz. Leyla haciz memurlarına parası olmadığı için antik çağlarda olduğu tuz ile ödeme yapmayı teklif ettiğinde, arkadaşının ona aile eksikliği yüzünden dengesiz ve depresif olduğu eleştirisi yapması üzerine üç tane çocuk evlat edinmeye kalktığında, restoranı mühürlendiğinde kapı önüne masa sandalye attığında halasının Leyla'nın gerçek dünyada barınamayacağı konulu endişelerine hak vermemek elden gelmez. Halası Leyla'yı dünyaya hazırlamayı başaramasa da, dünyayı Leyla'ya hazırlayacak ipuçlarını zihnine ekmeyi ihmal etmez. O yüzden halasının ihtarları gereği açları doyuramayacağını bilen Leyla sadece toklara hizmet vereceği restoran fikriyle muğlak bir hayal için kolları sıvar.
Leyla Hâli'nde absürt komedi ve felsefe aynı tencerede kaynamış, o kaynadıkça da burnuma eski ve çok güzel bir yemeğin kokusu geldi.
Leyla vü Mecnun efsanesi Mecnun'un ona sen kimsin diye sorulduğunda "Ben Leyla'yım" demesiyle ve Leyla olmuş bir Mecnun ile biter. Leyla Hâli ise efsaneye ironik bir selamla Mecnun olmuş bir Leyla'yı anlatır.
Dizi yüzeyde kendi restoranını açma ve özenle hazırladığı reçetelerini, o tatların layığını verecek tasavvufta üst insan mertebesine erişmiş misafirlerine ikram etme hayalleri kuran deli bir kızın, yemeklerini ve ruhunu pişirdiği serüvenini konu alsa da, derinde Mecnun olmuş bir Leyla tasviri sunar esasında. Hatta spesifik olarak Burak Aksak'ın kaleme aldığı TRT dizisi Leyla ile Mecnun'la ortak ve derin bir kökten geldiği hissi yarattı bende.
Leyla Hâli'nin Leyla Işık'ı tıpkı Mecnun Çınar karakteri gibi gerçek hayata uyum sağlamakta zorlanan, hayalperest, eğlenceli ve fakat aynı zamanda da ukala ve depresif bir gençtir. Her ikisi de okuyup kariyer sahibi olmaları gereken gerçek dünyaya uyumlanmaktan kaçarak paranın ve kariyerin hiçbir anlam ifade etmediği iç dünyalarına kapanırlar. Ve devreye Mecnun için hayali Ak sakallı dede, Leyla için ise vefat etmiş halasının halüsinasyonu girer. Bu iki hayali karakter Mecnun ve Leyla'ya hem nasihat veren, hem de henüz ham olmalarından ileri gelen kendini beğenmişliklerini aşıp pişmeleri için onları kışkırtan ve zorlayan birer mentor arketipidir.
Yine Mecnun'un dünyayla kurduğu bağı temsil eden İskender, İsmail abi, Yavuz, Erdal bakkal karakterlerine karşılık olarak Leyla'nın somut dünya ile bağını da Peri, Deniz, Mürsel ve Şaban abisi kurar. İkisi için de hayat; hayal dünyaları, dostları ve onlarla atıldıkları maceralardan ibarettir. Absürt komedinin şenlendirdiği gündüzlerinin gecesinde ise ölüm acısının soldurduğu derin birer travma yatar. Leyla Işık da tıpkı Mecnun Çınar gibi komik ve kederli, kibirli ve saf, mütemadiyen de depresyonun eşiğinde sallanan sevmesi zor, ama sevmemesi daha zor kusurlu bir kahraman tipidir. İkisi de hem derin, hem de hamdır, o yüzden sevdikleri her şeye saf bir inançla bağlı olsalar da, sevdiklerini çok da kırıp dökerler. Mecnun'un çölde Leyla'yı yani özünü aradığı gibi, Leyla'da dizi boyunca yediği ekmeğin içindeki bulamadığı eksik malzeme olan suyu yani özü arar. İkisi de sembolik bir arayışın hikâyesidir.
Absürt komedi ve felsefenin aynı tabakta servis edildiği ekşi bir yemektir Leyla Hâli, tıpkı Leyla ile Mecnun gibi. Leyla Işık Mecnun'un Leyla'sına (ya da Leyla'larından birine) benzemez, Leyla Işık Mecnun'un ta kendisidir.
Leyla'nın sadece ismi değil, soyismi de sembolik bir anlam taşır. Gece anlamına gelen Leyla ismine Işık soyadı eşlik eder ve Leyla'nın absürt komedi ve varoluşsal sancılarla çarpışan şahsiyetinin iki zıt yüzünü temsil ederler. Şayet dizi ikinci sezon onayı alırsa Leyla'nın yetimhane öncesi çocukluğuna girilecek ve neden hep ve daima depresyonun eşiğinde sallandığına, neden ruhunun hem çok gürültülü, hem de çok ıssız olduğuna bir takım cevaplar getirilecek diye tahmin ediyorum.
0 Yorumlar