Nefret ettikleri hikâyelerin kahramanı olan iki karakterin yeşilçam esintili ve ismiyle müsamma aşkını konu alan ve proje tasarımı Yavuz Turgul'a ait Ayrılık da Sevdaya Dahil dizisi ben de pek hoş tatlar bırakabilmiş bir iş değil. Önemli bir sinema yönetmeninin imzasını taşıma iddiasını gerçekleştirebilmiş bir iş de değil açıkçası.
Dijital platformlar için çekilen çoğu yerli dizinin aynı platformların yabancı örneklerinin kötü birer kopyası, başarısız birer öykünmesi olması abesle iştigaldi yıllardır. Bu sebeple Ayrılık da Sevdaya Dahil'in en (ve sanırım tek) sevdiğim yönü karakteristik yerli dizi dokusuna sahip bir iş olması. Platforma iş çekiyorsak illa bir değişik, abuk sabuk bir şeyler yapmamız lazım kompleksine girmeden bir dizi çekmişler. Bir yerlerde birilerinin bu anlayışa erişebilmesi de bir şey. Reyting kaygısı ve yurt dışı pazarına hitap edebilme baskısı olmadan; kalpten gelen, yalın, akıcı, içten ve bizden bir "yerli" dizi izleyebilmek güzel.
Aslında bir senaryo yazarı olan, ama daha zaruri işi olarak başına kalan lokantayı çekip çevirmekle yükümlü Afife Jale'nin hayatı, annesinin girdikleri dar boğazdan kurtulmak için dahiyane bir çözüm bulup tefeciden borç almasıyla alt üst olur. Afife hayatının altının üstüne geldiği bu yeni formunda söz konusu tefeciyle romantik ve yasak bir ilişki yaşamaya başlar. Bir yandan da Afife, sevgilisi ve arkadaşından oluşan senaryo ekipleri yeni bir dizi projesi için kolları sıvar ve arkadaşının ortaya attığı fikirle lokantacı kız ve borç aldığı tefeci arasında gelişen aşk hikâyesini konu eden senaryoları gittikleri kanal yöneticisinin gözlerini parlatınca Afife hem yaşadığı, hem de yazdığı saçma ve bir o kadar da acıklı bir aşk hikâyesinin girdabında bulur kendini.
Dizinin üç ana karakteri var. Afife'yi yeni bir yüz olan Emine Meyrem, tefeciyi İbrahim Çelikkol, tefeci Kemal'in nişanlısını ise "İbrahim Çelikkol'un sevmediği nişanlısı" rollerinin vazgeçilmez ismi olan Yasemin Kay Allen canlandırıyor. Dizinin gidiş yolundaki hatalarından ilki de burada patlak veriyor. Çünkü Yasemin ağır farkla Afife'yi oynayan oyuncudan daha sıkı bir performans sergilemiş, oynadığı Neslihan karakteri de çok daha gri tonda olmasına rağmen Afife'den daha sahici ve katmanlı bir yapıda. Bir aşk üçgenin var ve yardımcı karakterin esas kızdan daha ilgi çekici; hiç iyi değil!
Afife'yi oynayan oyuncunun yeni ve farklı bir yüz olması hoş esasında, ama biraz oyuncunun karaktere uygunluğu da göz önünde bulundurulsaymış eğer, Afife'ye ince ayar çekemediği ve bu ham hâliyle de karakterin eksik kaldığı tespit edilebilirdi işin başında. Bu karakterin oyuncusu bence çok netmiş, daha yazılırken karakter kendi oyuncusunu seçmiş. O da Gökçe Bahadır. Hep de gözüm onu aradı izlerken, Afife'ye ihtiyacı olan ve eksik kalan ince ayarı çekecek, eski zaman ruhunu üfleyecek oyuncu o idi bana göre. İbrahim ve Yasemin ise çok iyi iş çıkarmış. İbrahim ölçülü ve nahif oyunu ile dizinin yaratmaya çalıştığı ve pek başarılı olamadığı tatlı-hüzünlü atmosferi en çok hissettiren isim olmuş beklemediğim bir şekilde. Yasemin ise karaktere birden fazla renk katıp çok benimseyerek kuşanmış ve ağır arabeskçi yetim Neslihan'ı dizinin en akılda kalıcı karakterlerinden biri yapmış.
Bu özünde bir aşk hikâyesi olmasından mütevellit izleyicinin o aşka inanması son derece elzem. Hayata küsmüşken önüne önlük bağlayıp mutfağa soktuklarında yüzüne kan gelen baba, tiyatrocu annenin kişiliğinde can bulan eski tiyatro geleneğine dair hatırat, Yanıklar'ın anasının her duruma uygun doğu aromalı atasözleri bunlar iyi hoş da, ben bu ayrılığı da kendine dahil edecek derinlikteki büyük sevdaya hiç ikna olmadım, hissedemedim de bu duyguyu oyuncular arasında. Hem senaryoda, hem oyunda hiç inandırıcı bulmadım bu çifti.
Afife ona cringe atakları geçirten lokantacı kız-tefeci adam senaryosunun kahramanı olmaktan nefret etmekte çok haklıydı bu sebeple. Matah hiçbir şey yoktu aralarındaki ilişkide. Bazı eski filmler, diziler vardır, ilk gençlikte izlemiş etkilenmişizdir, ama olgunluk çağında, "bugünkü aklımızla" dönüp bakınca bütün anlam değişir, artık İlyas değil Cemşit doğru tercihtir. Bu da o ayarda, İlyas sevenlere yazılmış, ama Cemşit sevenlerin izlediği isabetsiz bir hikâye. Neslihan'a temelli döndüğünde bile hâlâ Kemal'in kolunda Afife'nin aldığı bileklik, parmağında ise Neslihan'ın alyansı var, donup kalıyor bir de kamera bu detayda duygulanmamız istenmiş herhalde, ama ben göz devirmekle yetindim. Bunu "ayrılığa dahil aşk" olarak satmaya kalkışmaları modası çoktan geçmiş realitede işlemeyen bir yeşilçam zihniyeti. Bu romantizm değil, bu adamlık da değil. Hayat da, aşk da böyle yaşanmaz. Ya kafaya koyar o kadınla olursun, bedeli neyse gözünü karartır gidersin sonuna kadar ya da vazgeçiyorsan eğer delikanlı gibi yanında durduğun insana sadık olur o bilekliği çıkarır atarsın.
Hayatında çok güzel, kafa dengi, seni sarıp sarmalayan, yaşlı dedene kadar ailendeki herkesle ilgilenen, halden anlayan, devrildiğin yerde ense kökünden tutup kaldırabilen bir kadın olacak, ama senin aklın başka yerde gezecek. Yavuz Turgul usulü ıssız adam denemesi mi bu? Neslihan gibi bir kadınla bu ıssız Kemal nasıl mutlu olamadı, bu ilişki nerede patladı buna dizinin somut bir gerekçesi yok ki sonrasına ikna olayım.
Afife'nin kendi içinde çok tutarsız ve zayıf inşa edilmiş bir karakter olması da cabası. Hem başka bir kadına göndermek üzere ebediyen ayrılıyor Kemal'den, yapamayız bunu Neslihan'a diyor (yaptın bile, her akşam dizisini izlemek için seke seke evine giden kız iki günde Cahit Tomruk seviyesinde bir bitikliğe gark oldu, daha napıcan) hem de o adamın parasına tamah edip lokantayı satmaktan vazgeçiyor. Tefecinin kirli parasına el uzattığı erdemli! bir yolu seçiyor, yersen. Afife ne olursa olsun lokantayı satıp Kemal'in parasını avucuna sayacak sonra gidecekti, işte o zaman biz seyirciler olarak ikna olabilecektik Afife'nin ıssız Kemal'i alt üst edip elf kabilesinden nişanlısını pul edecek kumaşta, bambaşka bir kadın olduğuna.
Çok zorlanacak olmak pahasına, damını kökünü kaybedecek olmak pahasına lokantayı evi satıp borcunu kapatıp eyvallahsız yaşamayı seçmek yerine, şartlar oluştuğunda kirli paraya el uzatmak daha konforlu geliyorsa ve sen bu konforu tercih ediyorsan ne farkın kaldı o haramzadelerden? Ben bir fark göremiyorum, sınanmadığı günahın masumuydu, sınanınca tefeci Kemal'in milyonlarca liralık jestine hayır diyemeyen Afife de etik ve prensip noktasında üstten üstten baktığı Neslihan'dan çok uzak bir noktaya düşemedi.
Velhasılı Afife dizinin yaratmaya çalıştığı nostalji hissini karşılayabilmekten uzak bir karakter, dizi de çiğ kalmış bir aşk hikâyesiydi. Biraz İkinci Bahar, yer yer Aramızda Kalsın, kenarından Canım Ailem, aşina ve tatlı hisler, tatlar, rayihalar, ama hepsinin göbeğinde Bridget Jones'un Balat şubesi Afife!
0 Yorumlar