Yağmurlu bir sonbahar gününde yapılabilecek en iyi şey eline sıcak bir kahve alıp, battaniyenin altına girerek romantik bir aşk filmi izlemek– değil, sıkı bir polisiye açıp başına kurulmaktır kesinlikle:) Puslu bir Eylül gününü yorgun, gergin, salaş ama yine de zeki ve adanmış iki polisin gizemli bir cinayeti çözmek için uykulu gözlerle parçaları birleştirişini izlemekten daha iyi ne tamamlayabilir ki! Bu ön kabul ışığında yağmurlu bir Eylül gününe iyi bir eşlikçi tanıtacağım size; The Good Detective.
2020 yapımı 16 bölümlük bir JTBC polisiyesi The Good
Detective. JTBC zaten ‘olgun’ işler yapan bir kanal. Star oyuncu, büyük
prodüksiyon, cafcaflı senaryo kovalamak yerine orijinal içeriklere önem
veriyorlar genelde. O yüzden daha oturaklı, olgun, klişelerden uzak dizileri
tercih eden acemi kdramacılara JTBC dizilerinden yürümelerini tavsiye
edebilirim. Nitekim, The Good Detective de hem sağlam kurgulanmış bir polisiye,
hem de cüretkâr bir sistem eleştirisi vaat ediyor izleyicilerine.
Enterasan ve komplike bir cinayet gizemini konu ediyor dizi.
Soğan gibi soyuldukça, bir şeyler açığa çıkmaya başladıkça her katmanından
farklı bir gerçek ortaya çıkıyor, bu yüzden de aslında çözüldükçe karmaşıklığı
da katlanıyor hikayenin. Ve yine bu yüzden 16 bölüm boyunca sıkmadan başına
kilitliyor sizi.
En başa dönelim.. Kang Do Chang yaşı itibariyle çoktan
komiserliğe yükselmesi gerekirken hırssız ve “birilerinin adamı olmaya müsait
olmayan” mizacı sebebiyle hâlâ rütbesiz bir cinayet dedektifidir. Genç,
donanımlı ve zeki bir polis olan Oh Ji Hyuk’un tayininin de aynı küçük bölge
karakoluna çıkmasıyla partner olurlar ve aynı gün 5 sene önce kapanmış bir
cinayet dosyası “gizemli eller tarafından” yeniden önlerine getirilir. Katili
bulunmuş, yargılanmış, birkaç ay içinde de idam edilecek olan davayı Kang Do
Chang ve Oh Ji Hyuk yeniden eşelemeye başladığında aslında hiçbir şeyin doğru
yapılmadığını ve gerçek katilin hâlâ dışarda bir yerlerde olduğunu fark
ederler.
İsmiyle müsemma dizi The Good Detective’in inceliği de buradan geliyor; ana kahramanlarımız olan iki polisin birincil hedefi bir katili bulmak değil, katil olmayan bir adamı idam cezasından kurtarmak. Böyle bir hikayede işin sadece polisiye-gizem kısmına tav olan izleyiciler için gereksiz ve heyecansız görülebilecek başka birçok faktör ve denge de işin içine giriyor, derine inildikçe. Ama ben bütünüyle çok sevdim, severek izledim diziyi. Hikayenin sadece polisiye değil; toplumsal, politik, hukuki, habersel ve insani boyutlarını da irdeleyen ve hepsini içine alarak; masum bir insanın ölümünün, bir insanlık suçu olduğunu vurgulayarak büyük resmi tamamlayan bir dizi The Good Detective. O yüzden Criminal Minds, CSI tarzlarında “katili bulduk bitti, mutlu son” hikayesi beklemeyin.
5 sene önce güzel sanatlar öğrencisi genç bir kızın cesedi
bir dere yatağında bulunuyor. Baş şüpheli kargo şirketinde çalışan ve orta
okula giden bir kızı olan Lee Dae Chul. Cinayeti araştıran ilk dedektifin de
soruşturma sürecinde öldürülmesi ve cinayet aleti üzerinde yine Lee Dae Chul’un
dna’sının bulunması üzerine davaya bu kez Kang Do Chang atanıyor. Meslektaşının
ölümü yüzünden öfkesi mantığının önüne geçen Kang Do Chang üstlerinden de
aldığı emirle yeniden araştırmaya gerek görmeden, eldeki kanıtlarla Lee Dae
Chul’u tutukluyor, mahkemede de suçlu bulunan adam idam cezasına çarptırılıyor
ve dava kapanıyor.
İlk bölümlerde yavaş yavaş detaylandırılan hikayeyle
gördüğümüz olay sadece bu. Ama, özellikle dizinin ilk yarısından sonra, bu
kısmın sadece buz dağının görünen yüzü olduğunu anlıyor ve derine inmeye
başlıyoruz. Son bölümlere geldiğimizde ise şık bir plot twist yapıp bu çıkış
noktasının çok ötesine taşıyor dizi.
Kang Do Chang ve Lee Dae Chul bir sorgu odasında karşı
karşıya geldiklerinde farklı taraflarda otursalar da, biri polis, diğeri zanlı
olsa da, aslında çok güçlü bir ortak noktaları var; ikisi de onurlu yaşamaya
çalışan adamlar ve bu ortak payda onları kopmaz bir bağ ile birbirlerine
bağlıyor. Bu yüzden günün sonunda aynı yolda beraber yürüdüğün insanlardan,
aynı sofrada beraber yemek yediğin sevdiklerinden çok, farklı taraflarda
olsanız da tıpkı senin gibi onurlu olmanın bedelini ödeyen bir adamı herkesten
daha iyi anlıyor ve kendini ona herkesten daha yakın hissedebiliyorsun.
Bu güçlü empati ve davayı zamanında kapatan polisin de
kendisi olduğu gerçeğinin vicdan azabıyla Kang Do Chang, yıllar sonra yeniden
açıldığında Lee Dae Chul davasını onuru gibi sahipleniyor. Yanına da kendisi
gibi onurlu bir adam olan ve kendinden çok daha zeki bir polis olan partneri Oh
Ji Hyuk’un desteğini de alınca….
Birazcık *Spoiler*
…alınca soruşturma bu kez su gibi akıyor, gerçek katil
bulunuyor, Lee Dae Chul aklanıyor ve biricik kızına kavuşup normal yaşantısına
geri dönüyor diyebilmek çok isterdim. Ama maalesef! Diziyi hiç spoiler yemeden
izlediğim için idam edilene kadar finalde Lee Dae Chul’un aklanacağına kesin
gözüyle bakıyordum. O yüzden daha dizinin ilk yarısında Lee Dae Chul’un idamı
gerçekleşince bir ufak şok oldum.
Lee Dae Chul sadece üstüne işlemediği bir suç yıkıldığı için
değil, kendi karakteri itibariyle çok masum, gariban bir adamdı. Kızına olan
aşkı, kızıyla ilgili her konuda gözlerinin parlayışı çok yakıcıydı. O yüzden
finalde biricik kızına kavuşacağına emindim. Olmadı. Kang Do Chang ve Oh Ji
Hyuk’un verdiği savaş sadece gerçek katili yakalamaya yönelik olabilse, bu iki
iyi polis sayesinde hiç şüphesiz Lee Dae Chul aklanacaktı, ama olay sisteme
karşı verilen bir mücadeleye evrilince işini iyi yapan, onurlu iki polisin
çabaları ne yazık ki yetmedi.
Acı ama gerçekçi. Kurulu (ama yanlış giden) bir sisteme kafa
tutmaya kalktığında birilerinin de senin tarafında olması gerek, tek başına
hiçbir şey yapamazsın. Medyanın senin sesin olması, halkın davana arka çıkması,
mahkemenin tarafsız, polisin adil olması gerekli. Bir şekilde tüm bu
katmanlarda, tüm bu kurumlarda onurlu ve cesur birileri tarafından destek
bulabilmen gerekli. O yüzden dizinin ilk yarısı Lee Dae Chul davasında yalnız
bırakılan iki polisin boşa giden çabalarını anlatırken ve iç yakarken, ikinci
yarı bir şekilde; kişisel menfaatlerin, vicdan azabı ya da korkunun devreye
girmesiyle artık kendi elini de taşın altına sokmak zorunda kalan başka polis,
savcı, habercilerin desteğiyle seyri değişen ve öldükten sonra aklanan bir
adamın davasını konu alıyor.
Aslında Her Şey Gece Uyuyabilmek İçin
Kulağa sıradan gelse de, aslında çok anlam ifade ediyor
dizinin ismi. İyi bir polis olmanın hem ne demek olduğunu, hem de neye mâl
olduğunu ince ince anlatıyor dizi, 16 bölüm boyunca. İşini iyi yapmasının
bedeli bazen hakkında soruşturma açılması, bazen rütbesinin düşürülmesi, bazen
de görevden uzaklaştırılması oluyor, emektar polis Kang Do Chang için.
Terazinin diğer kefesinde doğru olanı, vicdanının sesini boş verip sadece ondan
istenenin yapıp köşesine çekilmesinin bedeli olarak ise astlarının saygısını
kaybetmesi, en kötüsü de artık geceleri uyuyamaması var. En nihayetinde ise her
şey seçim meselesi. İki yol ve ikisinin de kendine göre bedelleri var. Kendini
cahil görse de Kang Do Chang geceleri rahatça uyuyabilmenin ne kadar kıymetli
olduğunu bilecek kadar bilge bir adam ve tüm zorluğuna rağmen “iyi polis”
olmayı seçiyor.
Partneri Oh Ji Hyuk ise dizinin ikinci ana karakteri. Zeki,
yakışıklı, öz güvenli ve travmaları olan bir adam. Kang Do Chang ile de
değişik, eğlenceli bir ilişkileri vardı. Beraber cinayet çözen iki polis
kombinasyonlarının pek çoğunu izlemişimdir, muhtelif polisiyelerde. The Good
Detective de ise yaşlı/genç kombinasyonu yapılmıştı ama klişe kuşak
çatışmasından yürünmemiş, diğerinin göremediği noktayı görüp, birbirinin
açığını kapatan uyumlu ve sıkı bir ikili olmuşlardı.
Her ne kadar iki partner dizinin ana kahramanları olsa da
aslında cinayet büronun 7 kişilik ekibi de davanın çözümünde çok iş görüyor.
Kang Do Chang’a bağlılıkları ve onun her şeye rağmen onurlu bir adam ve iyi bir
polis olmaktan vazgeçmemekteki inadından güç alan meslek aşkları da hikayeye
çok değer katıyor. Bazen böyledir.. Sadece kendiniz için yaptığınız bir şey,
pes etmediğiniz bir şey arkanızdaki, sizin görmediğiniz ama sizi gören ve aynı
yoldan ilerleyen başka insanların da inancı hâline gelir. Sırf siz
vazgeçmediğiniz için vazgeçmeyen insanlar vardır bazen arkanızda. Bu yüzden
bazı yollar ne kadar meşakkatli olsa da sırf arkadan gelenler vazgeçmesin diye
bile yürümeye değer:)
Dizide çok fazla karakter ve çok fazla hikaye var. Ama ucu
spoiler içeren tehlikeli noktalara varanlardan bahsedip izlemeyi düşünenlerin
tüm merak duygusunu öldürmek niyetinde değilim. Katil(lerden) de
bahsetmeyeceğim bu yüzden. Ama dizinin belki de en sevdiğim, en içerlediğim
hikayesi olan Kang Do Chang ve Lee Dae Chul’un biricik kızı Eun Hye ilişkisine
bir minik parantez açmasam olmaz. Babası hapse girdikten sonra kimsesiz kalan,
sokaklarda yaşamaya başlayan, yaralı, öfkeli, içine kapanık Eun Hye ile Kang Do
Chang’ın usul usul gelişen baba-kız ilişkisi çok özeldi.
Tutuklanırken kızına “masada mandalina var, sen onları ye
ben akşama gelicem” diyerek evden çıkan ve bir daha evine de kızına da asla
dönemeyen Lee Dae Chul’ün acı hikayesi iki polisin inatçı çabası sonucu bir
simge hâline geldi. Ölümünde payı olanların ceza aldığı, ihmali olanların
gıyabında özür dilediği bir simge. Gerçekçi bir zeminden ayağını çekmemiş, ama
ideal olana da bir selam çakmadan edememişti dizi. Günün sonunda işleri yine
“karma” çözdü, ama iki iyi polisin yadsınamaz çabasının altı da koyu koyu
çizildi.
Kendi kurgu evreninde dahi istinai, ekstrem bir örnekti bu
dava. Davayla ilinti polislerden biri, öldükten sonra aklanabilen Lee Dae Chul
dosyasını şöyle özetlemişti. Doğruydu da sanırım..
“Geçen gün özel tasarım bir çanta aldım. Ama o zamandan beri
dolabımda duruyor. Neden aldığımı bile bilmiyorum, hiç kullanmıyorum. Ama
sadece bakmak bile beni mutlu ediyor… Kullanışsız, neden aldığımı bile
bilmiyorum ama yine de onu dolabımda tutmak istediğimi biliyorum. Bu davanın da
öyle olacağına dair hislerim var. Ne zaman dönüp baksak mutlu olacağız.”
Spoiler bombardımanına tutmamak için hiç bahsetmediğim ama
aslında çok önemli karakter ve konular da var. Bu kadarla kalacağım. Özet
olarak kendi içinde tutarlı iyi bir polisiye vaat ediyor The Good Detective.
Olayın bağlantılı olduğu pek çok farklı boyutunu da incelikle ele alabilmesi,
hatta hikayenin ağırlığına zede vermeyecek bir dozajda komedisini bile eksik
etmeyişi ile de izlemesi rahat bir dizi. Başta da dediğim gibi yağmurlu
günlerin gerçek eşlikçisi iyi bir polisiyedir, romantikçilere aldanmayın:)

0 Yorumlar